KUŞADASI/DAVUTLAR/SEVGİ PLAJI (ÇEHRESİ DEĞİŞİYOR)

Kuşadası/Davutlar/Sevgi Plajı’nı anlatırken son yazacaklarımızı ilk yazmamız gerekir, söze sondan başlamak…

Davutlar sahili Türkiye’nin en uzun ve en geniş plajlarından birine sahip. Sevgi plajının yıllanmış , uzun uzun ağaçları Davutlar sahilde piknik yapılabilecek tek yer olmasını sağlıyor. Davutlar sahilini bitirdiğimizde zaten karşımıza Kalamaki Milli Parkı geliyor.(Güzelçamlı).

Davutlar sahiline ve Sevgi Plajı’na bize göre yıllardır gereken önem verilmedi. Bunun nedenleri belki yerel yönetimlerden kaynaklanan sıkıntılar ya da Güzelçamlı’ya (Milli Park) yakınlığı…

Son yıllarda bu bölgede bir kabuk değiştirme söz konusu, adeta cehresi değişiyor. Çokta güzel oluyor.



Bölgede ailenizle piknik yapabileceğiniz, mangal yakabileceğiniz tek yer.

Tekneler için yapılan barınak limanı muazzam ve yeniliklere açık.
Plajın çevresinde yapılan park düzeni ve temizliği ile göze çarpıyor.
Tekne barınağının sonunda oluşan sığ suyu denizden gelen kefallar adeta kendi evleri gibi kullanıyorlar. Onlara ördeklerde eşlik ediyor.

Bu güzelliklerinin yanında piknik alanlarını temiz tutmak bizlere düşüyor, ortak kullanım alanları olan çeşmeleri, mangal yakma yerlerini, tuvalet ve duşları, bizim bulmak istediğimiz gibi bırakmak insani görevimiz olması gerek.

Tatil merkezi konumundan çıkıp, kentleşen Kuşadası’nın her köşesine böyle göze hoş gelen yerler yapılması şart.



Eksikleri yok mu ? Var!
Daha iyi olabilir mi ? Olur!
Bizler temiz ve düzenli kullanmalı mıyız? KESİNLİKLE!



Umarız Kuşadası’nın merkezi, Davutlar, Güzelçamlı ve bağlı tüm köylerinde böyle yenilenme ve geliştirmeler hızla olur.

Sağlıcakla kalın…
Rumuz : kusadasibenim
İletişim Adresimiz : kusadasibenim@gmail.com




Söz Sizde
Sizlerinde mutlaka Kuşadası-Davutlar-Sevgi Plajı için söyleyecekleri vardır. Bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Kurtuluş savaşımızın son adımları olan 30 Ağustos Zaferinin 88. yılı dolayısı ile Türk Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlar, Vatanımızın düşman işgalinden kurtulmas için başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere canlarını veren şehitlerimizi ve tüm gazilerimizi minnetle şükranla bir kere daha anıyoruz...

NEAPOLIS - ILICA TEPE - KUŞADASI VE ÇEVRESİ ANTİK YERLEŞİM YERLERİ (KUŞADASI'NDA GEZİLECEK YERLER)

Kuşadası ve çevresinde bir çok antik gezilecek yerler vardır, bunları sayfamızda yayınlamaya devam edeceğiz...




NEAPOLIS


Güvercin Ada'nın güneyinde, denize uzanan ikinci bir yarımadadır, Antik çağlarda Ionlar tarafından kurulan Kuşadası'nın ilk yerleşim yerlerinden biridir. Halen deniz altında antik bir kent kalıntıları mevcuttur.



ILICA TEPE

Aka'ların, Batı Anadolu'ya ilk göç ettikleri yıllarda yerleştikleri yer olan Ilıca, 11 Tepe'deki kalıntılar, Kuşadası'nın bundan 3000 yıl öncesinde bile yaşanılan bir kent olduğunun kanıtıdır. Büyük taştan yapılmış olan duvarlar bugüne kadar ayakta kalmıştır.

-PANIONION -KUŞADASI VE ÇEVRESİ ANTİK YERLEŞİM YERLERİ (KUŞADASI'NDA GEZİLECEK YERLER)

Kuşadası ve çevresinde bir çok antik gezilecek yerler vardır, bunları sayfamızda yayınlamaya devam edeceğiz...



-PANIONION -

12 Ion şehrinin oluşturduğu yarı dini, yarı siyasi Paionion Birliği'nin merkezi, Güzelçamlı beldesi içinde bulunan, Dilek Yarımadası'ndaki Milli Park sınırları içinde kalan, Kale tepe'de "Karyon - Otomatik Tepe" idi. Otomatik Tepe, 1 sitenin meydana getirdiği mukaddes bir yerdir. M.Ö. 700 yıllarında 12 şehir devletinin delegeleri, yılın belirli günlerinde Panionionda toplanıp, önemli politik kararlar alıyordu. Helikonios, yan adı ile anılan deniz tanrısı Poseidon'un adına,



lonia birlikleri tarafından oluşturulan bu kutsal alanda yapılan ünlü kurban törenlerine amaç kentlerin sorunlarını tartışıp şehir devletlerinin bir birine önerilerde bulunmalarını sağlamak, ayrıca önemli konularda ortak kararlar almaktı. Panionion, aynı zamanda iyi bir kehanet merkezi olarak da tanınıyordu. Kehannette bulunmak için kurban edinen hayvanların akciğerlerinin, tanrıya bütün olarak sunulması gerekiyordu.

ANAİA - ANEA (SOĞUCAK) - KADI KALESİ - KUŞADASI VE ÇEVRESİ ANTİK YERLEŞİM YERLERİ (KUŞADASI'NDA GEZİLECEK YERLER)

Kuşadası ve çevresinde bir çok antik gezilecek yerler vardır, bunları sayfamızda yayınlamaya devam edeceğiz...

ANAİA - ANEA (SOĞUCAK) - KADI KALESİ -

Sisam Adasının karşısına düşen Carta bölgesindeki bu sahil kasabası bir ticaret merkezi olduğu kadar sığınmaya elverişli limanı nedeniyle de korsan gemileri için bir barınak görevi de görüyordu. Anaia Atina-Sparta savaşları (M.9 431-404) sırasında Atina'nın yandaşı olan Samos'tan sürgün edilenlerin, kaçanların, oradaki yönetime düşman olanların elinde bulunuyordu.


Buradakiler, gerek Samos yöneticilerine gerek Atinalılara karşı, Spartalılara hizmet ediyordu. Kentin adı Thukydides'de bu dönemin olayları nedeniyle anılıyor. 1304'de, Anea ve onun bugünkü Kadı kalesi yakınlarındaki Nekropolis'i o tarihte bir Ceneviz kolonisini barındırmakla beraber Bizanslıların yönetiminde idi. Anea şehrinde yaşayan Cenevizliler, Kemalpaşa (Nif) anlaşmasından sonra yerli Rumlarla birlikte, Venedik tüccar gemilerine karşı korsanca saldırılar düzenliyorlardı. Ania, Efes ve İzmir'den sonra 1317'de Türk egemenliğine geçmiştir.





-PYGALE- KUŞADASI VE ÇEVRESİ ANTİK YERLEŞİM YERLERİ (KUŞADASI'NDA GEZİLECEK YERLER)

Kuşadası ve çevresinde bir çok antik gezilecek yerler vardır, bunları sayfamızda yayınlamaya devam edeceğiz...





PYGELA


Bugünkü Clup Pigale ve Kuştur Tatil Köyü'nün Disko'su ve A'la Carte Restoranı'nın bulunduğu tepede kurulmuş antik bir yerleşim yeri idi. Dünya, sağlık şehri olarak kurulan ilk kent Pygela'dır. Argos Kralı Agamemnon, 10 yıl süren Truva savaşları sırasında, "yorgun düşen askerlerini dinlendirmek, hem de savaş gemilerini onarmak için Kuşadası'ndaki Pigale ve İzmir'deki Pigale ve Izrnir'deki Agamemnon şehirlerini kurdu.







Her iki şehir, yakınında bulunan şifalı sularla askerlerinin bozulan sağlıklarını ve yıpranan morallerini geri getirmeyi başardı. Şimdiki Pine Bay Tatil Köyü'nün bulunduğu Çam Limanı ve Tusan Oteli'nin arkasındaki gölet - bataklık, Pigale şehrinin Limanı ve gemi bakım yerleriydi. Pigale Sağlık Kenti ve Limanı, daha sonra Efes'e gelen Büyük iskender'in askerlerine de dinlence eğlence yeri oldu.

KUŞADASI- İLK KURBAN (4.bap)

Kuşadası benim sayfamızın bir gün ara ile yayınlayacağı; 4 bölümlük kurmaca gerilim hikayesi...


4.bap


Kızın dairesine girmişlerdi. Her sabah kahvaltı yapmak için kullandığı tek kişilik masanın sandalyesine, ellerinden ve ayaklarından bağlanmıştı kız. Ağzını da koli bandıyla bantlamıştı. Tıpkı filmlerdeki gibi ama bu mini televizyonunun karşısında ki ikili koltuğuna uzanıp izleyebileceği bir film değildi. Bu gerçek hayattı. Onun gerçek hayatı. Adam haftalardır kızı izliyordu. Söz konusu olan işi ise her şeyini en ince ayrıntısına kadar düşünür, planlar ve öyle hareket ederdi. İşini şansa bırakmazdı. Bu işte de diğer işlerinde olduğu gibi her şey onun kontrolündeydi. Kurbanla ilgili her şeyi bilmek zorundaydı. Önce kurbanını seçer, kiminle görüşüyor, kimlerle geziyor, nerelere gidiyor, nerde, ne yiyor her şeyi öğrenirdi. Kuşadası’nda ki ilk kurbanını haftalar önce seçmişti.



Genellikle yalnız yaşan kadınları tercih ediyordu. Onlara ulaşmak onlarla yaklaşmak daha kolay oluyordu çünkü. Kız bir mali müşavirin yanında çalışıyordu. Aldığı para kirasını ödemeye, aylık giderlerini karşılamaya yetiyordu. Bazı gecelerde dışarı çıkar, arkadaşlarıyla oturup konuşurlar, günün dedikodusunu yaparlar, bir iki kadeh bir şeyler içerlerdi. Limiti en fazla üç tane ellilik biraydı. Bu gece de öyle yapmıştı üç tane ellilik içmiş ve çok geç olduğu bahane edip eve gitmek için masadan kalkmıştı. Arkadaşları: ‘ biraz daha oturalım sonra hep birlikte kalkarız, seni de arabayla evine kadar bırakırız’ demişlerdi ama Zeynep onları dinlememişti. Keşke dinleseydi. Zeynep Işıl. Adam dersine çalışmıştı. Zeynep ışıl. 25 yaşında. Mavi gözlü, beyaz tenli, kumral bir kızdı. Çok güzel değildi ama bir çekiciliği vardı kızın. Mavi gözlüydü bir kere ve bu yüzden bulunduğu her ortamda hemcinsleri arasında seçiliyor, erkekler ilk önce onunla ilgileniyordu. Ama adamımız için bunların hiçbir önemi yoktu. O işini yapıyordu ve bu seferde işini yapacaktı. Kurban güzel ya da çirkin, masum ya da günahkâr hiç önemli değildi. O sadece kurbandı. Adam çantasından bir bıçak çıkardı. Daireye girerken yaktığı koridorun ışı bıçağın üzerine düşüyordu. Kızın terden ıslanmış saçları anlına yapışmış, gözlerinin önüne geliyor, kızını görmesini engelliyordu. Adamın tek bir hareketiyle bıçağın üzerine düşen ışık yerini Zeynep’in kanına bırakmıştı. Boynunda açılan derin kesikten hızla sızan kan, terle karışıp kızın vücudundan akmaya başladı. Önce elbisesinin arasından göğüslerine sonra yavaşça karnına ve bacaklarına doğru ilerleyen kan en sonunda; anne ve babasının Zeynep’e ev hediyesi olarak aldıkları halının üzerinde birikmeye başladı. Bu adam kimdi ve Zeynep’i neden öldürmüştü. Böyle bir adamın Kuşadası’nda ne işi vardı?





KUŞADASI- İLK KURBAN (3.bap)

Kuşadası benim sayfamızın bir gün ara ile yayınlayacağı; 4 bölümlük kurmaca gerilim hikayesi...



3.bap



Kız evine yaklaştıkça rahatlamıştı. Artık evinin kapısını açıp, yorgun ve terli bedenini yatağına bırakmasına dakikalar kalmıştı. Otogar’ın karsındaki evlerde oturuyordu. Evi onun kalesiydi ve hiçbir düşman ona kalesinde zarar veremezdi. Saat kaç olursa olsun İtfaiye’nin bahçesindeki sebilde hep su olurdu. Kız sebile bağlı bardağı aldı, suyu açıp bardağı iyice yıkadı ve yıkadığı bardağı suyla ağzına kadar doldurdu. Bardağı ağzına yaklaştırdı tam bir yudum alacaktı ki durdu. Eve gidene kadar dayanamayacak olsa da içi rahat etmiyordu. Bu konularda çok titizdi. Bardağı yerine bıraktı ve suyu avucunun içene doldurdu. Küçük avuçları yüzünden sadece birkaç yudumluk su içebildi.


Çok oyalanmıştı burada. Eliyle dudaklarının kenarından akan birkaç damla suyu sildi. Durduğu zaman koşmaktan ve yürümekten yorulan ayaklarının sızladığını fark etti. Tek istediği sıcak bir duş ve yumuşak bir yataktı. Kafasında bu düşüncelerle evine doğru yürüdü. Apartmanın önüne geldiğinde çantasından beyaz güvercinli anahtarlığını çıkardı. Bu anahtarlığı çok seviyordu çünkü ailesiyle birlikte Aydın’dan Kuşadası’na tatil için geldikleri ilk yıl babası almıştı bu anahtarlığı ona. Beyaz güvercin çok sevdiği Kuşadası’nın simgesiydi ve ona babasını hatırlatıyordu. İki sene önce kaybettiği babasını… Anahtarlığında asılı beş anahtara baktı ve ofladı. Şimdi hepsini tek tek denemek zorundaydı. Her seferinde apartmanın ve dairesinin anahtarlarını ayıracağını söylüyor ama hep unutuyordu. İlk anahtarı denedi. Olmadı. İkinci anahtarı denedi olmadı. Üçüncü anahtar kilide girdi, kız anahtarı çevirmişti ki bir an kapının buzlu canımda bir siluet gördü ve görmesiyle de kalın parmaklı bir el kızın ağzını ve burnunu kapadı. Kız şoke olmuştu. Çığlık atmaya bağırmaya çalıştı ama nafile. Sesini duyuramıyordu kimselere. Adam kapıyı açtı ve kızı içeri –apartmana- soktu, kapıyı da içeriden kapattı…



M.Sunullah Arısoy 2011 Şiir Ödülü katılım koşulları açıklandı.(KEGEV YAZISI)

KUŞADASI EĞİTİM VE GELİŞTİRME VAKFI (KEGEV)







M.SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ...





KEGEV’ in düzenlediği ve ilki 1996 yılında verilen M. Sunullah ARISOY ödülü, bu yıl da şiir dalında verilecek.


M. Sunullah ARISOY’ un Türkçeye gösterdiği özen ve emek göz önüne alınarak, ödüle katılacak yapıtların değerlendirilmesinde Türkçeye özen, belirleyici ölçüt olacaktır.Bu yıldan başlayarak ödül, açıklandığı yılın adıyla anılacaktır.









KATILMA KOŞULLARI


1. 1 Ocak - 31 Aralık 2010 tarihleri arasında yayımlanan ve daha önce ödül almamış, şiir kitapları ya da kitap oylumundaki(en az 15 şiirden oluşan) şiir dosyaları ile ödüle aday olunabilir. Ödüle katılan yapıtlar arasında, seçici kurul değerlendirmelerinin bitimi olan 10.04.2011 ‘ e kadar herhangi bir ödül kazanan yapıt değerlendirme dışı kalacaktır.2. Son başvuru tarihi 31 Aralık 2010’ dır.3. Ödüle katılacak kitap ya da dosyanın 6 örneğinin, katılımcı ya da onun yetkili kıldığı yayınevi tarafından bir başvuru dilekçesi eşliğinde, özgeçmiş ve iletişim bilgileriyle birlikte, elden ya da posta ile aşağıdaki adrese ulaştırılması gerekmektedir.





M.SUNULLAH ARISOY ÖDÜLÜ




Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı




Atatürk Bulvarı Marina Migros KarşısıKuşadası / AYDIN

4. Seçici Kurul: Turgay FİŞEKÇİ, Burhan GÜNEL, Hidayet KARAKUŞ, Ayten MUTLU ve Ahmet ÖZER’den oluşmaktadır.5. Ödül, 3.000 ( üç bin) TL.’dir ve kazanan yapıtın sahibine, 06.05.2011 tarihinde, Kuşadası’nda düzenlenecek tören sırasında bir plaket ile birlikte verilecektir.6. Ödül bölüştürülmeyecektir.7. Ödüle KEGEV Yönetim Kurulu ve Seçici Kurul üyeleri aday olamazlar.


M. SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ SEKRETERLİĞİ:


Şadiye EVGİN:KEGEV Müdürü



0 506 545 01 88 belgegeçer: 0 256 618 28 97



kegev.net@hotmail.comZerrin BORATAV BAĞÇİVAN: eşgüdüm sorumlusu



0 542 675 40 03



zerrinbagcivan@hotmail.com

KUŞADASI- İLK KURBAN (2.bap)

Kuşadası benim sayfamızın bir gün ara ile yayınlayacağı; 4 bölümlük kurmaca gerilim hikayesi...



2.bap



Çam ağaçlarının arasından geçerken içinden dua etmeye başladı. Küçüklüğünden beri ne zaman mezarlık görse bildiği tüm duaları okurdu. Dua okurken sokak lambalarının solgun sarı ışığının aydınlattığı kadarıyla da mezar taşlarının üzerinde ki isimleri okuyordu. Ali Bekir, Mehmet Yılmaz, Ayşe Kader. Sonra aniden durdu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Bacakları titriyor, içi ürperiyor ama bakışlarını gördüğü şeyden ya da gördüğünü zannettiği şeyden bir türlü alamıyordu. Mavi gözleri hızla bir sağa bir sola gidip geliyordu. Gördüğü silueti arıyordu. Kalbiyle dua, gözleriyle mermerlerin üzerinde ki isimleri okurken mezarların arasında birini görmüştü.



Bir gölge. Bekli de işini yapan bir mezar görevlisiydi gördüğü kişi. Gece bekçisi ya da bilmiyordu işte belki de zararsız bir sarhoş, aklına bir sürü seçenekle tıka basa doldurup kendini rahatlattı ve yürümeye devam etti. Ama gözlerini bir türlü mezarlıktan alamıyordu. Elinde olmadan kaçamak bakışlar atıyordu mezarlığa. Sonra birden gizemli siluet yeniden göründü. Hızla ağaçların arasında geçiyor sonra aniden kayboluyordu. Kız hemen elini cebine attı, telefonunu çıkardı. ‘kahretsin’ dedi. Telefonunun şarjı bitmişti. Zaten telefonun şarjı olsa kimi arayacaktı ki? Arkadaşlarına gelin beni alın diyemezdi çünkü onlar çoktan evlerine varmışlardı. Telefonu çantasına geri koydu ve korkuyla mezarlığa sonra da arkasına baktı ve gördüğü şey onun koşmasına sebep oldu çünkü siluet bu kez kızın beş, altı metre arkasındaydı. Kızın koştuğunu gören siluet adımlarını hızlandırdı. Kız korkuyla koşarken arada arkasına bakıp aradaki mesafeyi kolluyordu. Ancak mesafe gittikçe kapanıyordu. Kız koşuyor adamda koşuyordu. Dört metre. Adam hızlandı. Üç metre. Kızın midesi yanmaya başladı. Yorulmuştu. Yavaşladı. İki metre, bir metre, kız arkasına bakmak için boynunu çevirdiği sırada adam kızı birden kolundan tuttu ve kendine doğru çekti. Kız korkuyla çığlığı bastı. ‘İmdatttt !’ Adam yüzünü ekşitti. Şaşırmıştı. Hanımefendi bağırmayın, korkmayın lütfen, telefonunuzu düşürdünüz buyurun, seslendim ama duymadınız sanırım. Kız yavaş yavaş kendine geldi. ‘Ama siz mezarlıkta değil miydiniz? Şey…> Hayır hanımefendi ne mezarlığı buyurun telefonunuzu. Kız telefonu aldı. Evet, telefon onundu. Çantasına koyarken düşürmüş olmalıydı. Adama teşekkür edip yoluna devam etti. Kız rahatlamıştı. Çok korkak olduğu düşünerek hayıflandı. Boşuna evhamlanmıştı. Öyle düşünüyordu. Ama belki de kuruntularında haklıydı. Çünkü mezarlığın içinde gördüğü siluet, meşum karanlığın içinden kahverengi gözlerle onu izliyordu hala…



KUŞADASI- İLK KURBAN (1.bap)

"Kuşadası benim sayfamızın bir gün ara ile yayınlayacağı; 4 bölümlük kurmaca gerilim hikayesi..."

1.bap

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Bu saatte 5 numaranın geçip geçmeyeceğini bilmiyordu. Aslında yürüyeceği mesafe çok uzak değildi ama o yine de korkuyordu. Tek başınaydı. Arkadaşları onu bırakmak istemişlerdi ama o kabul etmemişti. Sıkıldı, ofladı pufladı yürümeye karar verdi. İnönü caddesinin kapalı dükkanlarını


bir bir geçerken, kendi kendine ‘lütfen lütfen’ diye söylendi. ‘Lütfen minibüs olsun ya’. Ama yoldan ne bir minibüs ne de bir taksi geçiyordu. Kavşağa kadar geldi sonra kavşaktan geçip, Kız Meslek Lisesinin yanında ki kaldırıma çıktı ve yürümeye devam etti. Karşıdan iki kadın kol kola girmiş gülüşerek kıza doğru geliyordu. O sırada beyaz bir şahin kadınların yanında durdu. Kadınlar arabanın camına doğru eğilerek konuşmaya başladılar. Kız kadınlara ve arabaya yaklaştıkça konuşulanları daha net duymaya başladı. Aslında olan şuydu: İki travesti müşterileriyle pazarlık yapıyordu. Kız bir an kusacak gibi oldu, başını öne eğdi ve kaldırım taşlarını saymaya başladı. Kafasını dağıtmaya, konuşulanları duymamaya çalışıyordu. Ama olmadı. Neden sonra, adamlardan biri beyaz şahinin içinden çıktı ve kıza seslendi: ‘yavrum sende katılsana bize hey!’ , ‘ on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki.’ Kız adamın söylediklerini duymuştu. Taşları saymayı bıraktı, adımlarını hızlandırdı ve arkasına bakmadan yürüdü. Belediye binasının verevindeki köşeye kadar geldiğinde, bir an için durup, korkuyla arkasında baktı. Köşede ki fotoğrafçı dükkanın vitrinine asılmış flaş'ın mavi ışığı, kızın yüzünde patlıyordu. Kız takip edildiğini düşünüyordu. Arabandan inen adamın kendisini takip ettiğini sanmıştı ama yanılıyordu. Arkasına baktığında gördüğü şey pazarlığın bittiğinin işaretiydi. Çünkü o sırada araba travestileri de almış kavşağı geçiyordu. Derin bir oh çekti ve yoluna devam etti. Artık önünde aşması gereken tek bir engel kalmıştı. Adalızade Mezarlığı…





MÜŞKÜLPESENT YAZISI / Salı pazarı- KUŞADASI

Pazartesiyi salıya bağlayan gece, saat 05.00. Kamyonlar yerlerini almış. Mallar indiriliyor. Kadın erkek, büyük, küçük herkes çalışıyor. Bildikleri tek şey birkaç saat sonra bu sokakların hıncahınç dolu olacağı. diyor bir ses. Öteki cevap veriyor. <> Beriki elindekini havaya atıyor. Diğeri havadaki kavunu iki eliyle sıkıca tutup tezgahtaki yerine koyuyor. Atletler, külotlar, sütyenler, çoraplar tek tek taksim ediliyor. Domatesler bir yana salatalıklar öbür yana koyuluyor. Durmadan dinlenmeden çalışıyorlar. Nihayet hazırlıklar bitiyor.



Saat 07:00, artık kahvaltı zamanı. Somunlar ortadan ikiye bölünüyor, arasına kıpkırmızı bir domates ve en güzelinden yeşil acı biberler. O sırada bir ses. <Çay! Evet, sıcacık tavşan kanı çay burada! Abi vereyim mi bir bardak?> Çaycı memnun, pazarcı da memnun. Belki de akşama kadar midesine girecek tek sıcak şey bu çay.



Ne söyledikleri önemli değil. Konuşuyorlar. Sohbet ediyorlar. Mutlular, üzgünler, evet umutları var ve umutsuzlarda yani duyguları karmakarışık. Gözler her şeyi ele verir. Bunu da saklayamıyor. Her biri işinin başında ve çalışmaya mecbur! Ya da değil! Ama ordalar işte!





Adam gelir. Kadın gelir. Birkaç insan sonra biraz daha sonra biraz daha ve en sonunda ortalık mahşer günü, kalabalık, kargaşa tam bir kaos. Tabi sesler değişir. Söylenenler de. Kimisi der, kimisi de <> diye bağırır. Kimisinden hiç ses çıkmaz, çekingendir, oraya ait değildir. Ama başka yere de… Bazısı alır, beğenmez. Bazısı beğenmez alır. Bazısı da beğenir ama alamaz! Akşama kadar farklı farklı bir sürü insan gelip gider ama kalanlar hep aynıdır. Değişmez.



Akşam pazarı. Güneş vardiyasını bitirmiş yerini yıldızlar ve kardeşi Ay’ a bırakmıştır. Halefi Ay ağır ağır alır yerini. Acelesi yok. Kısmen dağılmıştır kalabalık. Şimdi sıra orta direğin ortasında ve yaşlılardadır. Bu saatler onların alış veriş saatleridir. Sıkı pazarlığın yapıldığı saatler. Üç kuruşun yapıldığı pazarlıklar. Alış veriş.



Biter alış verişte artık, pazarcılarda kamyonlarına taşınırlar ama iş bitmemiştir alış veriş gibi. Yarın erkenden başka yerlere park etmek için hareket eder kamyonları tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi karanlığa asılmış sokak lambalarının ışığında. Ama kalanlar var elbet. Kediler ve köpekler, şimdi sıra onlarda. Sıra sahipsiz mallara sahip olmakta. Pazarlık yerini tatlı bir rekabete bırakmış. Kapan kapana. Tabi sesler yine değişti. İnsan sesleri gitti hayvan sesleri geldi. Kokularda değişti aslında. Taze kokular yerini çürük kokusuna bıraktı.



Rekabet ve ziyafet sokağa giren büyük, ışıklı ve gürültülü araçla bozulur. Kedi köpek sağa sola kaçışır. Doğanın kanunu bozulmamıştır aslında betonlar arasında da. Büyük balık küçük balığı yutar. Güçlü güçsüzü yener. Korkutucu garabetteki araç durur yolun ortasında. Üstünden insanlar iner. Ellerinde aletler. Çokta yabancı değildir aslında bu aletler kedi köpek için. Yine de kaçar hayvancıklar. Bir elinde ucu kuru otlardan süpürge, bir elinde eski bidondan bozma kürek. Ağzında sigara. Kimisinin ağzında da türküler. Çöpçüdür bu gelenler. Çöpçüler.



Salıyı çarşambaya bağlayan gece saat 05:00, kimsecikler yok tertemiz, buz gibi sokaklarda. Sanki orada olmadı bunca curcuna ve temaşa. Geriye kalanlar yalnızca sokak lambaları. Onlarda tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi asılmışlar gecenin karanlığına.


Yazan : MÜŞKÜLPESENT